Armutlu köyü
“Esas kökenimiz, Armutlu köyü. Keskin ve Kırıkkale civarındadır bizim aile. Soyadına geçerken bölünme olmuş. Ailenin bir kısmının soyadı Çağlar, bir kısmı Çağlayan, bizimki de Atalay. Beyzadeoğulları unvanını soyadı olarak almak istemiş olabilirler. Ama neden olmamış bilmiyorum. Dedem İbrahim Hoca medrese geleneğinden. Büyük oğlu olan babamın da ciddi bir medrese eğitimi almasını sağlamış. Babam öyle vaiz değil, çok görev yapmamış. Ama eğitim hayatı nedeniyle hep Keskin dışında olduğu için geç evlenmiş. Vefat ettiğinde 71 yaşındaydı. Ben de sekiz. Az tanıdım. O zaman aktif bir görevi yoktu. İçe kapanık, kitaplarla geçirdiği bir hayatı vardı. Bizim evin yanında kitap ambarı veya deposu gibi bir yer vardı. Orada çok fazla kitap vardı. Herhalde dini kitaplardı. Babamı kaybedince büyük abim, babam gibi oldu; beni o büyüttü. Mutlu bir çocukluk geçirdim. İlkokulu Keskin’de, liseyi Kırıkkale’de okudum. Beni okumaya teşvik eden ve destek veren rahmetli büyük abim oldu.
Necip Fazıl…
Küçük yaştan itibaren Dostoyevski’den başlayarak klasikleri okudum. Belki edebiyat ortamıyla, dergileriyle bu kadar barışık olmamda lisedeki edebiyat öğretmenimin rolü vardır. Varlık dergisi okurdum. O yaşlarda tanıştığım bir diğer dergi de Büyük Doğu’dur. Biz lisedeyken rahmetli üstat Necip Fazıl Bey, Kırıkkale’ye bir konferansa gelmişti. O zaman kendisini dinlemiştim. Çok etkileyici, otoriter bir hatipti. Doğrusu hayatımda etkili oldu. Üniversite hayatımda da o muhitle ve edebiyat muhitiyle iç içe oldum.
Üniversite
Bülent Arınç’la üniversiteden arkadaşız. Ankara Hukuk Fakültesinde MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) dernek başkanıydım. Bülent Arınç, sınıf arkadaşımdı, hep birlikteydik. Düşünce olarak da aynıydık. İkimiz de birer sene kayıpla 1970’te mezun olduk. O boykotlar vardı. Bizim de sene kaybımız ondan. Yoksa öğrenciliğim iyidir, notlarım yüksektir. Mehmet Elkatmış da bizim dönemden.
Aile hayatı
Hanımımdan ayrılmayı hiç istemem. Eşim İzmirli, Ege Tıp mezunu. Avukatlık stajı yaparken İzmir’de tanıştık. Erzurum’da ben üniversiteye başladıktan sonra hanım da mezun oldu, evlendik. İzmir’den Erzurum’a gelin götürmüş olduk, bir de kış günüydü. Sonra beraber gittik Amerika’ya. Hayat yalnız zor. Aile ve dost. Böyle sınırsız, tam dost ama... Hayatımda bunun ikisi de çok güzel oldu. Ben hanımımdan hiç ayrılmak istemem. Şimdi çocuklar da gitti artık, ikimiz yalnızız. Yurtdışına gitsem bile hanımı da mutlaka götürmek istiyorum ama akademik hayatı devam ettiği için her zaman mümkün olmuyor. O Gazi’de. Erzurum’dan Ankara’ya gelince hanım da Gazi Tıp’a başlamıştı.
Çocukları
Büyük kızım Türkiye 60’ıncısıydı. Büyük kızım Fatma Betül, Bilkent’te bilgisayar mühendisliğini burslu okudu, üniversite sınavında Türkiye 60’ıncısıydı. Bilkent’i bitirince Maryland Üniversitesi’nden yüksek lisans bursu buldu. Orada doktorasını yaptı. İkincisi Zeynep, Siyasal’da uluslararası ilişkiler okudu. Politika mastırı yaptı, Amerika’da bir üniversitede doktora çalışmasına devam ediyor. Bir yandan da evlendi, eşiyle Dubai’de yaşıyor. En küçüğümüz Tuğba da anne mesleği doktorluğu seçti. Göz hastalıkları ihtisasını yeni bitirdi, Karaman’da çalışıyor.
Rektörlük
Rahmetli Turgut Bey cumhurbaşkanıydı. Bizi de tanıyordu, Kırıkkale il oldu, üniversite kuruldu. Kırıkkaleli olarak da beni kurucu rektör atadılar. Ben çok memnun olarak gittim. Beş yıl, arazisi geniş olsun, kampusu şöyle olsun diye çok çalıştım. 28 Şubat süreci geldi. O süreç kişilik sahibi yöneticiler için onur kırıcı pek çok şeyin olduğu bir dönemdir. İstifa edin dediler, 5-6 rektör istifa etti. Ben istifa etmedim, “Yaptığım her şeyin hesabını veririm. Beni atayan irade alabilir, itiraz bile etmem, yargıya bile gitmem” dedim. Onlar aldılar neticede. Cumhurbaşkanı’nın kararnamesiyle görevden alındım. Ben ayrıldıktan sonra gerekçeler arandı. ‘Rektörlüğün önüne Atatürk büstü koymadı’ falan gibi bir sürü gerekçe bulunmuş. Biz hiç öyle şeyler düşünmedik doğrusu. Her yer Atatürk resmiydi yani. Her fakültenin girişinde vardır, her odada vardır.
Recep Tayyip Erdoğan
Bakan olmamı sadece Abdullah Bey değil, Tayyip Bey de istiyordu. Hatta parti kurucusu olmadım. İkisi de biraz alındılar, ısrar ettiler. O zaman ANAR, araştırma kuruluşu olarak güven vermişti. Araştırmalarımızı Sayın Baykal’a da gönderiyordum, çok memnun oluyordu. Kurucu olursam o yapıya zarar verir miyim diye düşünmüştüm. Sonra milletvekilliğini kabul ettim. Tayyip Bey, resmi ortamlarda bana “Beşir Bey” diye hitap eder, özel ortamlarda “Beşir Hocam” der, “Ağabey” demez.
Haber Merkezi